top
logo

Kimler Sitemizde

Şuanda 10 konuk çevrimiçi

Site Yönetimi

Reklam

İstatistikler

Üyeler : 217
İçerik : 132
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 82595

Anasayfa KÖYÜMÜZ Geçim Kaynaklarımız
Geçim Kaynaklarımız PDF Yazdır e-Posta
Atilla DÖNMEZ tarafından yazıldı   
Salı, 21 Ekim 2008 22:01
GEÇİM KAYNAKLARIMIZ

       "Köylü milletin efendisidir." demiş Atatürk. Birçok konuda olduğu gibi olması gerekeni söylemiş ve bize yol göstermiş. Efendisidir, derken hiç şüphesiz köylünün sosyal yaşamdaki önemini, üretime katkısını gelenek görenek ve Türk kültürünün yaşatılmasındaki yerini ve bunların sonucunu olarak da ekonomik açıdan güçlü olması gerektiğini vurgulamak istemiştir.
        Böyle olması gerekirken benim çocukluğumdan beri gördüğüm ve yaşadığım tablo hiç böyle değil. İnsanımız yıllarca çok çalıştı. Dönemin koşullarına göre tütüncülükle, dokumacılıkla, sebzecilikle, hayvancılıkla, narcılıkla, zeytincilikle uğraştı ve uğraşıyor. Köylülerimiz çok çalışmalarına rağmen hiçbir zaman insanca yaşam koşullarına ulaşamadılar ve son zamanlarda da Seki'yi terk edip en azından sigortasını yatırabileceği iş umuduyla Denizli'ye, İzmir'e, Aydın'a Nazilli'ye göç ettiler.
        Geride kalanlar mı? Aslında geride pek bir genç nüfus kalmadı. Kalanlar da şehirdekilerin yaşam koşullarının çok iyi olmadığının farkındalar ve yaşam mücadelelerine incir çekirdeğini doldurmayacak işlerle uğraşıp devam ediyorlar.
        İncir çekirdeğini doldurmayacak iş derken şunu kastediyorum. Mesela; bir aile düşünelim, çoluk çocuk nisanda tütüncülükle uğraşmaya başlıyor ve fidelerin ocağa ekilmesini saymazsak abartısız bu iş çok yoğun bir şekilde aralıksız ağustosun   sonuna kadar sürüyor ve iş çok zahmetli. İşin ne kadar zahmetli olduğunu anlamak için şunu söylemem yeter sanırım: Yaprakların kırılma (toplanma) zamanında, gece saat 3:00 gibi kalkılır, tarlaya gidilir, toplanan tütün yaprakları tek tek tütün iğnelerine dizilir, sonra kargalara (kamış) sağılır ve kuruması için güneşe konur. Bu iş o gün neredeyse akşam ezanına kadar sürer ve ertesi gün yine aynı şekilde devam eder. Sonuç olarak bu aile bu işten yılda ortalama 3.000 YTL kar elde eder.
    
SEBZECİLİK
       İnsanlarımız baştan beri sebzecilikle uğraştı.Yeteri kadar sulama suyu vardı ve elde edilen ürünler bir gün öncesinden hazırlanıp Tavas'a, Kızılcabölük'e, Karahisar'a, Karacasu'ya pazarlara götürülüp satılır ve üç beş kuruş kazanılırdı. Zamanla küresel ısınmanın da etkisiyle dereler kurudu, kuyulardan çıkan sular azaldı. Su olmayınca sebzecilik de sona erdi.İnsanlarımız artık kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sebze meyve üretebiliyor.
                                                                                                                    
        Eskiden sebze ve meyvelerin pazara götürülüp satılması çocuklar için ayrı bir heyecan demekti. Kendimden de biliyorum, pazar için köyden farklı daha büyük bir yere gitmek, sebzeleri satmak, başka başka insanlarla karşılaşmak, lokantada köfte, pide yemek çocuklar için ayrı bir heyecandır.Sabah soğan sarımsak kokusunun içinde minibüslerle genellikle üst üste yolculuk yapılırdı. Minibüsteki yolculuğu anlamak için rahmetli Kemal SUNAL'ın "Atla Gel Şaban" filmindeki "Şiki Şiki Baba" şarkısının çalındığı sahneyi hatırlamanız yeterli olacaktır.  Pazara varır varmaz yer bulma telaşı yer bulduktan sonra da " Buyurun, Seki'nin malları bunlar! " gibi bağırmalarla ürünler satılırdı.
NARCILIK
        Bazı meyveler vardır birçok yerde yetişir ama bazı yerlerde kalitesiyle, lezzetiyle, görüntüsüyle bir başka olur. Bizim köy için nar da böyle. Köyümüzde eskiden beri nar yetişir ve insanların geçiminde önemli bir yeri vardır. Nar zamanında Türkiye'nin birçok yerinden nar tüccarları gelir ve kamyon kamyon nar götürürler. Narımızın kaliteli, başka yerlerdeki narlardan çok farklı olduğunu onlar da defalarca dile getirmişlerdir.
        Suyun azalması, havaların da kurak gitmesi nardaki verimi ciddi olarak etkiliyor ve narlar tam olgunlaşmadan çatlıyor. Bu da ekonomik getiriyi azaltıyor.
        Son yıllarda narın ve nar suyunun faydaları sık sık gündeme gelmeye başladı. Bu durum Sekililerin nara biraz daha fazla önem vermelerini sağladı.Yeni ağaçlar dikildi.Bütün bunlar iyi; fakat su gerçeğini gözden kaçırmamak gerekiyor.Su yoksa iyi, kaliteli ve çok nar da yok.
DOKUMACILIK
        Köyümüz, ekonomik açıdan en güzel günlerini dokumacılığın yapıldığı yıllarda yaşadı.Tezgah sesleri hala kulaklarımda o günkü canlılığını koruyor.

Köyümüzde dokumacılık yaklaşık 1980-98 yılları arasında yapıldı.Yarı otomatik denilebilecek tezgahlarda ham bez, çarşaf, gömleklik kumaşlar üretildi. O günleri hatırlıyorum da mallar ölçülür, top haline getirilir, üzerlerine kalın gazlı kalemlerle isim ve malın metresi yazılır, omuzlarda kamyonlara ya da Köşke'ye taşınırdı. Malın patronlara teslimi ayrı bir olay: Patron; malları teslim alırken kontrol edecek mi, sakat işlenen malları görüp uyaracak mı, bu hafta ne kadar para verecek, biten leventler zamanında gelecek mi hepsi ayrı bir heyecan.

       Kamyonlarla dolu dolu mal çıkardı köyden. Tabi bu kadar da para giriyor demekti ve gerçekten köyümüz altın çağını yaşadı o zamanlar.


       Çok şey var aslında anlatacak dokumacılıkla ilgili. Dokumacılığın sosyal ve günlük hayata yansıması, anılar, kulakları sağır edercesine çıkan gürültünün içince yaşanmış hayatlar... Birkaçından söz etmek istiyorum:

       Dokuma tezgahı büyük gürültüyle çalışırdı.Tezgah çalışırken iki kişi birbirini zor duyar, bağırarak konuşmak zorunda kalırdı. Düşünün, böyle bir gürültüde bir de müzik dinlenirdi. Koca koca teypler alındı, bangır bangır bağırtıldı. Tam duyulmasa da Ferdi Tayfur'lar, Gökhan Güney'ler, Küçük Emrah'lar, Küçük Ceylan'lar dinlendi o zamanlar. Yalnızlığa türküler, şarkılar eşlik etti.  

       Tezgahlar hiç durdurulmazdı,durmasın diye sofraya bile ayrı ayrı oturulurdu çoğu zaman. Gece gündüz çalışılır, her hafta biraz daha fazla mal üretmek için gayret edilirdi.Gecenin belirli saatlerinde çaylar demlenir, mola vermek amacıyla insanlar birbirlerine çay içmeye gider, o on on beş dakikalık molalarda ne sohbetler edilirdi.

       Çocuklar da çalıştırırdı tezgahları. Çalış çalış sonu yok hangi uyanık akıl etmişse, helal olsun demeden geçemeyeceğim, bir gün köyün elektriğini deredeki trafodan kesmiş. Elektrik yok, tezgahı bırakan okulun bahçesine top oynamaya... Yaklaşık iki saat sonra trafo otomatik olarak kendini açıyor ve o sürede herkes zaten oyuna doymuş oluyor. Bu durumu büyüklerin anlaması yaklaşık iki ayı buldu ve böylelikle bu harika plan sona erdi. Şunu da itiraf etmeliyim zaman zaman elektrik kesme operasyonuna ben de katıldım.

       Gerçekten de tam bir ekmek teknesiydi tezgahlar. İnsanın para kazandığı yere, eşyaya, makineye saygı duyması gerektiğine ilişkin konular açıldığında öğrencilerime de anlattığım bir olaydan da söz etmek istiyorum: Bir gün tezgahının etrafını dolaşmamak için tezgahın tefine biraz da dokunan kumaşın üstüne basarak tezgahın üstünden geçtim. Annem de oradaydı ve bana: "Sen, neden ekmeğimizi kazandığımız tezgahı ayağının altına alıp üzerine basıyorsun, bu bizim ekmek teknemiz." deyip kızmıştı. O zaman bu sözler bana anlamsız, annemin gösterdiği tepki de abartılı gelmişti.Çok sonraları anladım demek istediğini. Meğerse böyle bakmamız gerekiyormuş tezgahlara.
        Zamanla bu dokuma tezgahları işlevini yitirdi. Daha pahalı daha yeni otomatik tezgahlar çıktı ve ekonomik olarak bu tezgahlar alınamadığı için dokumacılık da sona erdi. Şimdi köyümüz paranın kazanıldığı o günleri mumla aramakta.


TÜTÜNCÜLÜK 

        İnsanımız, ekonomik olarak bu işten çok memnun olmasa da yapabileceği başka iş olmadığı için tütüncülükle uğraşmaktadır.Tütüncülükle uğraşanlar bilir. Çok emek isteyen yorucu bir iştir.

                                                 
                                                           HAYVANCILIK 

        Süt üretimi için büyükbaş hayvancılıkla uğraşılıyor. Bu işle uğraşan ailelerde ortalama her evde 4-5 süt ineği bulunuyor. Köyde kurulan kooperatif, yemin getirilmesi, sütün toplanması işleriyle ilgileniyor. Köyde hayvancılıkla uğraşanlar yemin pahalı, sütün ucuz olduğundan şikayetçi. 

                                      
                                                                ZEYTİNCİLİK 
                                                                        
      Son yıllarda zeytinciliğe ilgi arttı. Suyun az olmasından dolayı nara alternatif olarak zeytincilik ön plana çıktı.Yeni yeni birçok zeytin bahçesi oluşturuldu.Suya daha az ihtiyaç duyması, uzun ömürlü olması zeytine olan ilgiyi arttırdı. Köylülerimiz ağaçlar geliştikçe sonraki yıllarda zeytincilikten daha çok para kazanmayı umuyorlar.


      Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Bütün bu geçim kaynakları ilk bakışta iyi gibi görünse de köylülerimizin geçimi için yeterli olamamaktadır. Bu nedenle köyden birçok yere ciddi göç olmuştur. Sadece Denizli'ye göç eden aile sayısı 120-130 civarında. Bu göçler nedeniyle köyde özellikle genç nüfus çok azaldı. Köyümüz eski kalabalık ve canlı günlerini ancak bayramlarda ve düğünlerde yaşamaktadır.

 

                                                                                                       Atilla DÖNMEZ 
 

Güzel İnsanlarımız

00580031.jpg

Hava Durumu

DENIZLI

Son Dakika

Tarihte Bugün

DRT TV


bottom

Destekleyen Joomla!. Designed by: Joomla Template, linux hosting. Valid XHTML and CSS.