top
logo

Kimler Sitemizde

Şuanda 4 konuk çevrimiçi

Site Yönetimi

Reklam

İstatistikler

Üyeler : 217
İçerik : 131
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 82119

Anasayfa KÜLTÜRÜMÜZ Geleneklerimiz
KÖYÜMÜZÜN GELENEK VE GÖRENEKLERİ PDF Yazdır e-Posta
Mehmet Can tarafından yazıldı   
Çarşamba, 07 Ocak 2009 00:00

 

      Herkese merhaba… Mehmet CAN

      Değerli hemşerilerim, köyümüzün çok zengin olan ananelerinin küçük bir miktarını burada hatırlatmaya çalıştım. Elbette yazımızda bu kadar zengin bir kültüre sahip olan köyümüzün unuttuğumuz örfleri, adetleri olacaktır. Zamanla sizlerinde katkısıyla eksikleri tamamlayacağım. 

 

      Yazımızda olabildiğince, kültürümüzün son yıllarda şekillenen resmini yansıtmaya çalıştım. Çünkü ne kadar geriye gidersek bir o kadar fazla geleneklerimiz çıkacaktır. Bu da çok fazla zaman ve akademik bir çalışma gerektirmekte. Onun için olabildiğince öz ve kısa bir çalışma yaptım. Fakat ileriki zamanlarda daha geniş kapsamlı ve profesyonelce bir çalışmamız olacağının da haberini vermek isterim.

                                                                                       Mehmet CAN

 

 

        DOĞUM   

       Doğum Öncesi Hazırlıklar: 

       Evlenen çiftler genelde kısa süre içinde çocuk sahibi olmayı isterler. Çevrenin, bilhassa kadın üzerindeki baskısı önemli bir etken olarak görülmektedir. Bu baskı düğün tarihinden birkaç ay geçtikten sonra sorular şeklinde kendini gösterir. Genelde erkek evlada ailenin “ adını sürdüren”, yani neslin devamını sağlayan gözüyle bakıldığından bu endişeli bekleyiş, daha çok erkek tarafında yani gelinin kaynana, kaynata, dede ve ninelerinde görülür.    Gelinin hamile kalmasından sonra meraklar başka tarafa yani doğacak çocuğun cinsiyetine yönelir. Bu bekleyiş her ne kadar “kız, erkek fark etmez, yeter ki eli ayağı düzgün olsun” şeklinde bastırılmaya çalışılsa da baba ocağını tüttürme düşüncesinden hareketle özellikle ilk çocuğun erkek olması istenir. Bu merakı giderebilmek için çeşitli ilmi olmayan yöntemlere başvurulur. Gelinin hamileyken vücudunun aldığı şekle göre yorumlar yapılır. Eğer karnı sivri ise erkek, karnı yassılır kalçaları büyürse kız olur şeklinde geleneklere dayanan gözlemlerle teşhis konmaya çalışılır.  

     Hamile kalan kadına “YÜKLÜ” denilir ve canı ne çekerse ondan yedirmeye gayret edilir. Tıp biliminde aşerme olarak tabir edilen bu durumda gelinin istediği yiyecek ve içecekler temin edilmeye çalışılır. Aksi takdirde doğacak çocuğun aklının veya azalarının tam olmayacağına ve kusurlu olacağına ya da gelinin düşük yapabileceğine inanılır.  Doğum eskiden köyde yerleşik kalan memure ebeler tarafından evlerde yapılırdı. Doğum anında damadın ve gelinin akrabaları hazır bulunur ve bu özel anı birlikte yaşarlardı. Günümüzde ise doğum ve öncesi tedavilerin önemi anlaşılmasıyla birlikte bu sağlık hizmetleri Tavas, Karacasu ya da yeni açılan Yahşiler sağlık ocaklarından görülmektedir.  Doğumdan sonra -mevsim kışsa tüm ev sıcak tutulmaya çalışılır- ziyarete gelecek köylüler için hazırlıklar yapılır. Doğum haftası çok hareketli geçer. Bebek yıkanıp tuzlanır, tüm eş, dost “ömürlü olsun” a gelir, bebek ve anneye hediyeler getirilir. Bu hediyeler genelde elbise olur. Kaynanalar ise bebeğe altın takarlar. Bu esnada misafirlere, buğdayın kaynatılıp tuzlanmasıyla oluşturulan ve içine nohut fasulye gibi bakliyatların eklendiği yöresel yemek “DUZLUMBA” ikram edilir. Bebek beşiğe belenir ve adı konur. Bebeğe genellikle -ilk çocuk ise- cinsiyetine göre dedenin veya ninenin adı konulur. İlk çocuk değilse büyüklerin fikri alınır ve münasip bir isim konularak sağ kulağına ezan, sol kulağına ise ismi okunarak yaşamı için dua edilir. “ALLAH ANALI BABALI BÜYÜTSÜN” vb. Bebeğin kesilen göbek bağı kurutulup kız ise, evin bir köşesine evine bağlı kalması amacıyla saklanır. Erkek ise okuması veya dinine bağlı olması amacıyla okula ya da camiye bırakılır.   

      Kırklı kadın kırkı dolmadan dışarıya çıkmaz. Yani doğumdan sonra loğusa kadın kırk gün dışarıya çıkmaz. Bebeğin yüzü nazar değmemesi için yabancılara gösterilmez. Her ihtimale karşı bebek büyüklere okutularak korunmaya çalışılır. 

 

 

 

 

       SÜNNET MERASİMİ 

 

      Sünnet toplumsal ve dini açıdan önemli törenlerden biridir. Erkekliğe atılmış ilk adım olarak görülür. Sünnet düğünleri ve düğünler eskiden yazın işlerin yoğunluğu sebebiyle kışın yapılırdı. Günümüzde ise kış mevsiminin soğukluğu, yazın dışarıdaki akrabaların daha rahat gelmesi gibi sebeplerden dolayı bu törenler daha çok yazın yapılmaktadır.                Sünnetten önce aile sünnet için gerekli eşya ve giysileri almak için Tavas ya da Denizli’ye gider. Davetlilere dağıtılmak üzere “oku” denilen davetiyeler alınır. Okular genelde mendil, yazma (eşarp), basma (eteklik), gömlek vb. eşyalardan oluşur.  Sünnet düğününden bir gün önce akşama doğru düğün sahiplerinin akrabalarından üç beş kız köylüyü sünnete davet etmek için ev ev gezerler. Uğradıkları eve lokum bırakırlar ve “sünnetimize buyurun” derler. Ev sahibi de karşılık olarak “nasipse geliriz” cevabını verir. ( BU KONUŞMA ARTIK KLASİKLEŞMİŞTİR VE ÇOĞUNLUKLA BU ŞEKİLDE GERÇEKLEŞİR)  Ayrıca köyün camisinden ilan yapılarak sünnet merasimi ve nasıl gerçekleşeceği duyurulur. Örnek bir ilanı Sadık Bozkurt Hocamızın ağzından dinleyelim:

 

       - “ İLAN... Yarın öğleden sonra Nihat Can’ın yemekli sünnet mevlüdü vardır. Ayrıca bu akşam okul avlusunda kına gecesi vardır. Tüm köylü halkımız davetlidir. İlanen duyurulur…

 

      İlandan da anlaşılacağı gibi genelde bir gün önce akşam kına gecesi yapılır. Bu eğlence çoğunlukla düz ve geniş olması sebebiyle okul bahçesinde yapılır. Tüm köylü burada toplanıp ailenin mutluluğuna iştirak ederler. Sünnet çocuğunun sağ elinin baş ve işaret parmaklarına çocuğun babaannesi ya da halası kına yakar, dalya sarar. Ertesi günü ailenin akrabaları misafirler için gerekli olanları hazırlamak amacıyla erkenden toplanır. Masalar kurulur, kazanlara yemekler vurulur, gölge yapmak için çadırlar çekilir… Ortada müthiş bir kargaşa, bir o kadar hızlı koşuşturmaca vardır. ZAHMETLİ FAKAT ÇOK TATLI BİR HAZIRLIK… Her köşede bağıran, koşturan bir insan bulunur. İzlemek insana öyle hoş bir zevk verir ki… Ta ki bir büyük size kızana kadar. “O kadar işin içinde ne diye ağız açıbban” diye de bir güzel fırçalanırsınız. Bu durum başıma çokça geldiği için tecrübeliyim…   

 

      Sünnet çocuğu en işlek bir köşeye oturtulur. Önündeki masaya çiçek, lokum, kolonya ve toplu iğne konulur. Yanına annesi ve nineleri otururlar. Ayrıca altın takanların isimlerini yazmak için de gençlerden birisi yanında bulunur. Yakın bir yere de sele ve kasalar konur ve gelen okuluklar –düğün sahibine götürülen hediyelik eşya- bunların içerisine konulur. Okuluklar, battaniye, fincan takımı, duvar saati, sini (yemek tepsisi), cam kase ve tabaklar, yemek tencereleri gibi ev eşyalarından oluşur. Gelen misafirler ya sünnet çocuğunun babasına zarf içerisinde para verirler –elbiselerinin ceplerine koyarlar- ya da parayı çocuğun üzerine takarlar.  Köyün hocaları yemeklerini yedikten sonra mevlid, ilahi okumaya başlarlar ve bu hoş seda köyün bütün semalarında yankılanır. Hocalar; köyün imamı ( şu anda Manisalı Hocamız Sadık Bozkurt), emekli imamımız Osman Dönmez, Mehmet Dönmez, Hatip Mustafa Sertkaya, İbrahim Misak’ tan oluşur. Mevlid bittikten sonra sünnet çocuğu arabalarla gezmeye çıkarılır. Bütün arabalara yazma( eşarp) bağlanır ve en önde mevlid arabası olmak üzere gezmeye çıkılır. Köyün merkezinden başlayan gezi mezarlık, Kavaklar, Kemer istikametleri izlenerek tekrar sünnet evine dönülerek tamamlanır. Geziden sonra önceden süslenip hazırlanmış sünnet odasına geçilir ve sünnet tekbirler getirilerek gerçekleştirilir. Bu esnada dışarıda kadınlardan birisi elinde oklava çevirir. Böyle yapılarak çocuğun acısının azaltılacağına inanılır.  Sünnetten sonra çocuğa takılan altınlar küçük yastıklara takılarak gelen misafirlere gösterilir.   

 

 

         

 

        ASKERE UĞURLAMA VE KARŞILAMA   

 

 

       Gençler 19 yaşına geldiklerinde yoklama kağıtları gelir ve Tavas Askerlik Şubesi’ne giderek muayene olurlar. Askere gidecekleri tarihten birkaç hafta önce köyde toplanırlar ve son günleri beraber geçirirler. Bu zamanlarda onlara iş yaptırılmaz, gönüllerince gezip eğlenmelerine izin verilir. Köy halkı sırayla onları evlerine davet ederler ve ikramda bulunurlar. Bu davetlerde hem eğlenilir hem de gitmeden önce vedalaşıp karşılıklı helallik istenilir. Ayrıca asker aileleri de sırayla evlerinde Kuran okutarak köylüleri yemeğe davet ederler.  Gitmelerine son birkaç gün kala köyde eğlence tertip edilir ve tüm köylü gençlerle birlikte eğlenir. Askere gidecek gençlerin silah tutacak ellerine kına yakılır. Köyün camisinde mevlid okutulur ve onların vatani görevlerini hayırlısıyla bitirip gelmeleri için dualar edilir. Bir gün kala da tüm köylü sırayla asker evlerini dolaşıp kısa ziyaretler yapar.   Askerler gidecekleri sabah köyün ahalisi güneş tam doğmadan köşkede (köy meydanı) toplanırlar. Bu esnada caminin hoparlörlerinden dinletilen ilahiler; gurur, sevinç ve hüzün dolu bu atmosferi en üst safhaya ulaştırır. Köylüler adeta dilsizleşirler, hareket kabiliyetlerini unuturlar. Sadece büyüsü muazzam olan bu anı tatmaya çalışırlar. Asker duası okunduktan sonra gençler önce erkeklerin daha sonra da kadınları ellerini öperek vedalaşırlar. Köylüler de her askerin cebine harçlık koyarak onlara yardımcı olmaya çalışırlar. El öpme işi bittikten sonra da bayraklarla süslenmiş arabalara bindirilerek köyün etrafında son kez gezdirilir ve gidecekleri şehirlere uğurlanır.   

 

   

 

 

         EVLENME 

 

 

         KIZ BEĞENME VE GÖRÜCÜ GİTME

 

 

        Kız beğenme; ya evlenecek oğlanın kendisine bırakılmakta ya da ailesinin tercihine bırakılmaktadır. Köy içerisindeki cemiyetlerde  -özellikle düğünlerde-  gençler kızları izlerler ve evlenmek istedikleri kişiyi seçerler. Kendileri söylemeye utandıkları için kız kardeşleri ya da bir dostları aracılığıyla seçtikleri kızı anne ve babasına iletirler. Aile de münasip gördüyse kız tarafına bir elçi gönderilip misafirlikte bulunacakları kız tarafına iletilir. Kızı istemek için vakit genelde akşam olarak seçilir ve görücü olarak oğlanın babası, annesi, dedesi, ninesi ve kız tarafının köyden sevip saydığı bir büyük gider. Önce havadan sudan konuşulur. İstenen kız kahveleri getirip içtikten sonra dede ya da baba söze girer, ziyaretin sebebini söyleyerek Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız falanı oğlumuz falana münasip gördük diyerek kız istenir. Kız tarafı düşünmek için vakit ister ve isteme işi bu şekilde sona erer.

      Kızın fikri de alınarak bir iki gün sonra elçi tarafından cevap iletilir. Eğer cevap olumlu ise oğlan tarafı tekrar gelir ve söz, nişan tarihleri belirlenir, yapılacak masraflar konuşulur, kıza takılacak altın takılar kararlaştırılır.   

 

 

 

 

 

       SÖZ KESME

       Belirlenen günde kız tarafının ve oğlan tarafının bütün akrabaları kız evinde toplanırlar. Oğlan evi söz mendili adı verilen bir bohça getirir. İçinde kızın giyeceği elbise, terlik, çorap, çamaşır, ayakkabı ve misafirlere verilecek mendiller bulunur. Oğlan ve kız birlikte bütün misafirlerin elini öperler. Oğlan tarafı kıza para takar. Kız tarafı çeşitli ikramlarda bulunduktan sonra erkek tarafının getirdiği mendiller orada bulunan herkese hediye edilir. Böylece söz mendili verilmiş olur. Yani bir bakıma bu işin adı konmuş olur. 

        NİŞAN

        Köyümüzde nişanlar; büyük ve küçük nişan olmak üzere iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Küçük nişanlar aileler arasında yüzük takma ve ufak ikramlarla sonuçlanan mütevazı törenlerdir. Büyük nişanlarda ise tüm köye yemek verilir ve çalgılı eğlence yapılır. Oğlan tarafı yemek verir, yemekten sonra kız evine gidilir ve burada tören başlar. Önce çalgılarla biraz eğlenilir sonra dua yapılır ve çiftin yüzükleri takılarak kurdeleleri kesilir. Daha sonra çifte para ve altın takılır ve tekrar eğlenceye devam edilir.  Bu şekilde düğün öncesi son tören yapılmış olur. Ayrıca nişanlılık süresi mümkün olduğunca kısa tutulup, düğünün bir an önce yapılması uygun görülür. 

 

       KESİM GÖRME

      Düğüne kısa bir süre kala her iki taraf birleşerek uygun gördükleri bir yere düğün alışverişi yapmaya giderler. Bu alışverişin ismine kesim görme denir. Yer daha çok Tavas olarak seçilir. Bunda bağlı bulunan ilçe olmasının ve dolayısıyla resmi işlemlerin de burada yapılmasının büyük etkisi vardır. Düğün için kıyafetler, geline takılacak altın ve bilezikler, misafirlere dağıtılacak okuluklar, düğünde verilecek yemeklerin katıkları vb. ihtiyaçlar giderilir. Düğünden birkaç gün önce de karşılıklı olarak alınan eşyalar evlere gönderilir.  

 

         DÜĞÜN

       Köyümüzün düğün adetleri çok çeşitli ve zengindir. Köyün ilk yerleşiminden itibaren tüm kuşaklar tarafından oluşturulan adetler ne yazık ki günümüzde tam olarak yaşatılamamaktadır. Bunda sosyal ve ekonomik sebeplerin değişimi önemli etkenlerdir. Düğünler; 40-60 sene önce bir hafta, 20-30 sene önce 4-5 gün, bu tarihten günümüze kadar olan zamanlarda da 3 gün sürmüştür. Şimdilerde ise bazı düğünler 3 gün sürse de genel itibariyle bir güne inmiştir. Özellikle köyün dışından yapılan evlilikler bu sürenin kısalmasına sebep olmuştur. (hem kız hem de oğlan evinde birer gün yapılmakta)

     Eskiden düğünler yazın çok iş olması sebebiyle kışın yapılırdı. Şimdilerde ise düğünler yazın yapılmaktadır. Düğünden bir kaç gün önce kız tarafından kadınlar kızın eşyalarını oğlan evine götürürler ve yerleştirirler. Gelen kadınlara oğlan evi para verir ve kız evine tepsilerle tatlı gönderilir. Aşçılar yapılacak yemekler için hazırlığa gelirler ve turşuyu vururlar. Keşkek için buğdayı ıslarlar. Günümüzde aşurelik ve keşkeklik buğdaylar hazır bulunmakta ve bu işlem kolayca yapılmaktadır. Eskiden keşkek için oğlan evinin gençleri her iki tarafın buğdayını alır ve köyün içerisinde bulunan içi oyulmuş büyük taştan meydana gelen dibeklerde döverlerdi. (Üç dört kişi sırayla büyük tokmaklarla dibeğin içindeki buğdaylara sertçe vurup ezerler ve keşkeklik buğday haline getirirlerdi.).

      Cuma günü akşamüzeri düğün sahiplerinden birkaç kız köylüyü düğüne davet etmek için bütün evleri gezerler ve lokum bırakırlar. Cuma günü akşam düğün evlerinde yemek verilir. Böylece düğün başlamış olur. Yemekten sonra münasip bir yerde –genelde okul bahçesi seçilir- çalgılı eğlenceye geçilir. Bu akşam kına gecesi olarak da tabir edilir. Eğlencenin ortasında geline ve damada kına yakılır. Kına yakarken gelin avuçlarını kapatır ve kaynanadan altın ister. Kaynana gelinin avucunu açıp ortasına altın koyar ve gelin bundan sonra kına yakılmasına izin verir. Kına yakıldıktan sonra bütün kadınlara birer yakımlık dağıtılır. Eğlence geç saatlere kadar sürer.   

     Ertesi gün erkenden kazanlar vurulur yemekler hazırlanmaya başlar. Düğünlerde genelde çorba (arpalık, tarhana, un), kuru fasulye, etli patates (kompir aşı olarak bilinen yemek köylünün gözdesidir), dolma, pilav, keşkek, mancarlı turşu( pancarlı turşu), irmik helvası yapılır.   Bu arada oğlan ve kız evinin bayanları saç yaptırmak için Tavas ya da Karacasu’ya kuaföre giderler. Öğleyin köylüler oku vermek için düğün evlerine giderler, yemek yerler. Gün boyu yemekler verilmeye devam eder. Akşam yemeğinden sonra tekrar eğlenceye geçilir, çalgı eşliğinde oynanır.  Eğlencenin ortasında takı merasimi yapılır ve geç saatlere kadar eğlence devam eder.  (Eskiden bu akşam bir grup genç tarafından köy seyirlik oyunları oynanır düğünün eğlencesine ayrı bir ahenk katılırdı. Şimdilerde bu oyunların yapılmamasını hem üzüntü hem de şaşkınlıkla karşılanmaktayız. Burada isimlerini zikretmeyi bir borç bilir,  ilk üstad merhum Ahmet Çiftçi’ den devraldıkları oyunlarının devam etmesini her birinden şiddetle arzu ederiz. ( Nail Kömür, Sadık Altıntaş, Nihat Can, Ergün Örgen, Necdet Dönmez, Hüseyin Gök, Fikret Dönmez )

      Pazar günü öğleden sonra davul ve zurna eşliğinde gelin almaya gidilir. En önde bayraktel (bayraktar) ve davul zurna, arkasında gelin arabası ve yaya olarak oğlan evliler kız evine doğru yol alırlar. Kız evine varıldığında oğlan evinin kadınları gelin ve ailesinin yanına çıkar, erkekler ise yolda bekler. Damat ve arkadaşları gelinin çıkmasını beklerken harmandalı ve Tavas zeybeği oynarlar. Gelin çıkarken kardeşleri kapıları tutarlar ve damadın babasından para isterler. Ancak istedikleri para verildikten sonra gelinin evden çıkarılmasına izin verirler. Gelin çıktıktan sonra arabaya bindirilir, kaynana ve kaynata ön koltuğa kurulur. Yol üzerinde kız evliler gelin arabasının önünü keseler ve para ya da rakı  isterler. Bu kesmeler gelin arabasının önüne oturma, halat germe, araba çekme gibi değişik şekillerde meydana gelir ve komik diyaloglar oluşur.         

       Oğlan evine dönüldüğünde, kurban kesilir, gelin arabası akan kanın üzerinden geçer. Bu şekilde yapılan evlilik kutsanır. Gelin arabadan inmez müstakbel kayınbabasından ( damadın babası) bir şeyler ister. Kayınbaba ya bir tarla, ya bir inek ya da bir eşya vererek gelinin gönlünü yapmaya çalışır. Gelin inerken damadın annesi kalabalığın üzerine badem, ceviz, kaba şeker, madeni para atar. O esnada bu atılanları kapmak için kalabalığın kapış kapışını ( bir bakıma izdiham) görmeye değer bir manzara oluşturur. Daha sonra gelin ve damat bir köşeye oturtulur. Kaynanadan burçak -gelin alıp mutlu olduğu için söylenen mani- söylemesi istenir. Her ne kadar kaynana önce itiraz etse de birkaç mani söyleyerek gelinine sarılır.                      

     Örnek bir burçak manisi:                                                     

                                    Tarlaya ektim burçak  

                                    Eve çektim gucak gucak       

                                    Eller beğenmesin neyliyem       

                                    Ben oğlumu everdim çabucak  

        Burçaktan sonra oğlan evliler geline para asarlar ve ellerini öptürürler. Gelinin kucağına bebek verilir. Özellikle gelinin erkek çocuğu olması için kucağına da erkek çocuk verilir. O akşam oğlan evliler oradan ayrılmazlar. Damat akşam ve yatsı namazlarını sağdıcıyla beraber kıldıktan sonra hep beraber dualarla gelin odasına götürüp bırakırlar. 

        Ertesi gün gelin yeni evinde kahvaltı yaptıktan sonra damadın akrabalarına el öpmeye gider. El öpümüne gelin, damat ve damadın yengesi ya da ablası gider. El öpümünde büyükler onlara dua ederler ve evliliğe dair nasihatlerde bulunurlar. Düğünden birkaç gün sonra oğlan evi ve kız evi karşılıklı olarak birbirlerini yemeğe davet ederler. Bunun amacı yeni oluşturulan akrabalığın pekiştirilmesi ve sağlamlaştırılmasıdır. 

 

          HAC  UĞURLAMASI 

        Maddi durumu elverişli olan köylülerimiz dini vazifelerini yapmak amacıyla Hacca giderler. Bu vazifenin de köyümüzde meydana getirdiği gelenekler vardır. Hacca gidecek kişi Mekke ve Medine’de kendine lazım olacak malzemeleri temin eder. Ayrıca Hacdan dönüşte misafirlere hediye için alışveriş yapılır. Hacca gitmesine az bir süre kalınca köylüler evine gelip ziyaret ederler ve kendileri için dua isteyip helalleşirler. Hacı adayı köylüye bir akşam yemek verip mevlid ya da Kuran okutur. Hacca gideceği gün de köylü tekrar onun evinde toplanır. Hacı adayı küçük büyük herkesle vedalaşıp tekbirlerle Kutsal topraklara uğurlanır.  Haccdan dönüşte de aynı şekilde köylüler hoşgeldine giderek ziyaret ederler. Hacı onlara Hac’ta yaşadığı anıları, gördüğü mekânları anlatır. Gelen misafirlere önceden hazırladığı tesbih, yüzük, hacı miski, tülbent gibi hediyeler verir. Dileyenlere kutsal Zemzem suyu ikram eder. Tekrar köylüye yemek verip, Kuran okutur.     

 

         ÖLGÜLÜK -CENAZE YEMEĞİ    

        Cenaze defnedildikten sonra köylüler cenaze sahiplerini bu üzüntülü zamanlarında yalnız bırakmamak için akşam yemeklerinde ziyarete giderler. Bu ziyaret genelde bir hafta sürer. Her aileden birkaç kişi eline o gün kendi evinde pişirdiği yemekten de alarak ölü evine giderler. Burada hep beraber yemek yenir, ölen kişinin ruhuna dualar okunur ve ailenin acısı bir nebze olsun dindirilmeye çalışılır. Bu ziyaretlerde cenaze sahiplerine teselli edici sözler sarf edilir. “Başınız sağ olsun, emir Allah’ın denilerek hayattan kopmamaları gerektiği hatırlatılır. Ölümünün elli ikinci gününde de ailesi mevlit okutup köylüye yemek vererek ruhu için hayır yapar. Bu hayırlar lokma, hellengi (lokmanın simit şeklinde yapılan çeşidi), katmer, gakma (börek) gibi hamur işlerinden yapılan yiyeceklerden oluşur.  

 

 

         HIDIRELLEZ— KAVAKLAR HAYIRI  

KAVAKLAR HAYIRI

        Her sene mayısın ilk haftasının Pazar günü köyün Kavaklar mevkinde tüm köylü birleşip hayır yapılır. Her aile gücü yettiği miktarda köy muhtarlığına gelerek yardımda bulunur ve imece usulü burada çalışılır. Cumartesi günü hayvanlar kesilir, keşkek için etler hazırlanır, buğdaylar ıslanır, iki üç leğen turşu yapılır ve ertesi güne hazır edilir. Yemek olarak keşkek, çorba, turşu ve aşure yapılır. Pazar günü erkenden kazanlar vurulur, keşkekler dövülür aşureler hazırlanır. Köylüler öğleden önce toplanır, yemeklerini yerler, üst tarafta bulunan türbede okutulan mevlidi dinlerler. Mevlitten sonra isteyen asırlık kavak ağaçlarının gölgesinde oturup sohbet eder, isteyen bu yeşillik deryasında gezinir, dileyen yolun üstündeki kahveye çıkıp çaylarını içer. Kimileri de Kavaklar binasının önüne sergi açan satıcılardan alışveriş yapar.    Köyün yorucu ve bitmek bilmeyen işlerinden yıpranan köylüler burada bir günlük de olsa dinlenirler ve muhteşem manzarada  eğlenceli bir gün geçirirler.

 

 

 

Güzel İnsanlarımız

00680024.jpg

Hava Durumu

DENIZLI

Son Dakika

Tarihte Bugün

DRT TV


bottom

Destekleyen Joomla!. Designed by: Joomla Template, linux hosting. Valid XHTML and CSS.